Menfi tespit davası, bir kişinin gerçekte borçlu olmadığı hâlde kendisinden borç talep edilmesi veya hakkında icra takibi yapılması durumunda borçlu olmadığının mahkeme kararıyla belirlenmesini amaçlar. Dava takipten önce de takip başladıktan sonra da açılabilir; fakat ihtiyati tedbir bakımından bu iki zamanlama aynı sonucu doğurmaz.

İcra takibinden önce açılan menfi tespit davasında mahkeme, kanundaki teminat şartı karşılığında icra takibinin durdurulmasına yönelik tedbir verebilir. Takip başladıktan sonra açılan davada ise kural olarak takibin bütünüyle durdurulması mümkün değildir; icra veznesine giren paranın alacaklıya ödenmemesine ilişkin tedbir koşulları ayrıca değerlendirilir. Bu ayrım, davanın ne zaman açılacağının stratejik önemini gösterir.

Davanın sebebi çok farklı olabilir. Borcun daha önce ödenmiş olması, sözleşmenin geçersizliği, senedin teminat amacıyla verilmesi, imzanın kişiye ait olmaması veya alacağın hiç doğmaması bunlardan bazılarıdır. Her sebebin ispat aracı farklıdır. Örneğin ödeme savunması banka dekontuyla, teminat senedi iddiası taraflar arasındaki temel ilişki ve yazışmalarla desteklenebilir.

Menfi tespit davası ödeme emrine itirazın yerine geçen sıradan bir yol değildir. Genel haciz yoluyla ilamsız takipte yedi günlük itiraz süresi kaçırılırsa takip kesinleşebilir; buna rağmen maddi hukuk bakımından borçlu olunmadığı iddiası bazı hâllerde menfi tespit davasıyla ileri sürülebilir. Ancak kesinleşmiş takibin baskısı devam edeceği için süreyi baştan kaçırmamak çok daha güvenlidir.

Borç icra dosyasına ödenmişse uyuşmazlığın istirdat talebine dönüşmesi gündeme gelebilir. Görevli mahkeme ise alacağın temelindeki ilişkiye göre değişebilir. Bu nedenle dava dilekçesi hazırlanırken yalnız icra dosyası değil, borcu doğurduğu iddia edilen asıl sözleşme veya hukuki ilişki de merkeze alınmalıdır.

Kaynak: Adalet Bakanlığı mevzuat portalı · Türk Borçlar Kanunu – Adalet Bakanlığı