Kiraya verenin kendisi, eşi, altsoyu, üstsoyu veya kanunda sayılan bakmakla yükümlü olduğu kişiler için konut ya da işyeri ihtiyacı doğması, belirli şartlarla tahliye sebebi olabilir. Ancak yalnız “eve ihtiyacım var” demek yeterli değildir. Mahkeme ihtiyacın gerçek, samimi ve dava tarihinde mevcut olup olmadığını somut olayın özellikleriyle değerlendirir.
Örneğin kiraya verenin aynı bölgede boş ve ihtiyacı karşılayabilecek başka bir konutunun bulunması, ileri sürülen ihtiyacın niteliğine göre önem taşıyabilir. Yetişkin çocuğun ayrı yaşamak istemesi, kiraya verenin kirada oturması, sağlık veya iş nedeniyle taşınma ihtiyacı gibi vakıalar ise dosyadaki delillerle birlikte ele alınır. İhtiyacın gelecekte belirsiz bir tarihte doğacak olması çoğu zaman yeterli değildir.
Süreler tahliye davalarında kritik önemdedir. Belirli süreli kira sözleşmesinde ihtiyaç nedeniyle dava, kural olarak sürenin sonunda açılır ve kanundaki bir aylık dava süresine dikkat edilir. Kiraya veren bu süre içinde dava açacağını yazılı olarak bildirirse dava açma süresinin uzayan kira yılı sonuna kadar korunabildiği durumlar vardır. Yanlış dönemde gönderilen ihtar, haklı ihtiyaç olsa bile davayı usulden riske sokabilir.
2023’ten beri kira ilişkisinden doğan birçok uyuşmazlıkta dava açmadan önce arabuluculuk dava şartıdır. Bu süreç tahliye davasındaki maddi şartların yerine geçmez; fakat dava yoluna geçmeden önce tamamlanması gereken usuli aşamadır. Arabuluculuk başvurusunun dava süresine etkisi de ayrıca hesaplanmalıdır.
İhtiyaç nedeniyle tahliye edilen taşınmazın sonradan ne şekilde kullanıldığı da önemlidir. Kanundaki yeniden kiralama yasağı ve eski kiracının hakları, tahliyeden sonra taşınmazın üçüncü kişiye kiralanması hâlinde gündeme gelebilir. Bu nedenle ihtiyaç iddiası yalnız dava kazanmak için ileri sürülen geçici bir gerekçe olarak görülmemelidir.