Anlaşmalı boşanma, tarafların yalnız “boşanmak istiyoruz” demesiyle sonuçlanan bir işlem değildir. Türk Medeni Kanunu uyarınca evliliğin en az bir yıl sürmüş olması, eşlerin birlikte başvurması veya bir eşin açtığı davayı diğer eşin kabul etmesi, hâkimin tarafları bizzat dinlemesi ve boşanmanın mali sonuçları ile çocukların durumuna ilişkin düzenlemeyi uygun bulması gerekir.
En çok sorun çıkaran belge anlaşmalı boşanma protokolüdür. Nafaka, maddi ve manevi tazminat, ziynet, ortak konut, araç, banka hesabı, borçlar ve çocukların velayeti gibi konular açık yazılmadığında boşanma kararı alınsa bile sonradan yeni uyuşmazlıklar çıkabilir. Özellikle “tarafların birbirinden hiçbir alacağı yoktur” gibi geniş ifadelerin hangi haklardan vazgeçildiği konusunda ileride tartışma yaratabileceği unutulmamalıdır.
Ortak çocuk varsa yalnız velayetin kime verileceğini yazmak yeterli değildir. Çocukla kişisel ilişkinin hangi günlerde kurulacağı, iştirak nafakası, eğitim ve sağlık giderlerinin nasıl karşılanacağı gibi hususlar somutlaştırılmalıdır. Hâkim protokolle bağlı değildir; çocuğun üstün yararına aykırı bir düzenleme görürse değişiklik isteyebilir.
Tarafların duruşmaya bizzat katılması önemlidir. Hâkim iradelerin serbestçe açıklandığından emin olmak ister. Vekil aracılığıyla dava takip edilse bile, anlaşmalı boşanmanın irade unsurunun yalnız avukat beyanıyla tamamlanması mümkün değildir. Taraflardan biri duruşmada anlaşmadan vazgeçerse dava anlaşmalı boşanma şeklinde sonuçlanmaz.
Bir yıllık süre dolmadan taraflar fiilen uzun süredir ayrı yaşıyor olsa dahi anlaşmalı boşanma hükmü uygulanamaz. Bu durumda çekişmeli boşanma sebebine dayanılması gerekir. Bu nedenle dava açmadan önce evlenme tarihi, protokoldeki mali hükümler ve çocuklara ilişkin düzenlemeler birlikte kontrol edilmelidir.